Arşivler Ocak, 2007
Turistlerin tatil alışkanlıklarını belirlemek üzere düzenlenen anket, Almanların doğal güzelliklere, Rusların fiyatlara, Türklerin ise temizliğe dikkat ettiğini ortaya çıkardı.
Kemer Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği ile Kemer Tanıtım Vakfı öncülüğünde, Güney Antalya Turizmi Geliştirme ve Altyapı İşletme Birliği sponsorluğunda düzenlenen, Hollanda, Almanya, Rusya ve Türk misafir profiline yönelik araştırmanın sonucu açıklandı.
Bileşim International Şirketi Genel Müdür Yardımcısı Fatih Mutlu, Turizm Fuarları Pazar Araştırması’nda Ultrecht, Berlin, İstanbul ve Moskova’da düzenlenen fuarlarda, Türkiye standını ziyaret eden misafirlere, tatil alışkanlıklarına yönelik anket düzenlediklerini kaydetti.
Anket sonuçlarını açıklayan Mutlu, araştırmada farklı milletlerden insanların tatilden ne bekledikleri, hangi sıklıkla tatile çıktıkları, hangi ayları tercih ettikleri, gidecekleri yerleri belirlerken nelere dikkat ettikleri gibi sorulara yer verildiğini belirtti.
Fatih Mutlu, Berlin’de 480, Moskova’da 241, Hollanda’da 462, İstanbul’da ise 320 kişiye yüz yüze anket uygulandığını bildirdi.
Alman Önce Doğaya Bakıyor
Mutlu, ankete göre, Almanların yılda ortalama iki kez tatile çıktığını ve ortalama iki hafta tatili tercih ettiğini ifade etti.
Almanların tatil için 2.000 euronun üzerinde bütçe ayırdığını ve yüzde 73’ünün yurt dışında tatil yaptığını dile getiren Mutlu, ankete katılanların genellikle temmuz, ağustos ve eylül aylarını tercih ettiğini ifade etti.
Mutlu, Almanların tatil tercihinde ilk sırada Türkiye’nin bulunduğunu, onun ardından da İspanya, Yunanistan, İtalya ve Uzakdoğu ülkelerinin geldiğine dikkat çekti. Almanların Türkiye’yi, uygun fiyatı, insanlarının misafirperver ve cana yakın oluşu dolayısıyla tercih ettiklerini kaydeden Mutlu, tatillerini geçirecekleri ülkeleri belirlerken, öncelikle doğa güzelliğine, daha sonra fiyatına, kültürel mirasına, denizinin güzel ve temiz olmasına, insan tutum ve davranışlarına dikkat ettiklerini söyledi.
Ruslar Yazı Seviyor
Mutlu, Rusların yılda bir kere tatil yaptıklarını, tatile çıkışlarında da ortalama iki haftalık yaz tatilini tercih ettiklerini belirtti. Rusların tatil için yıllık ortalama 1100 euro bütçe ayırdıklarına dikkati çeken Mutlu, bu ülke vatandaşlarının tatile çıkmak için temmuz, ağustos ve eylül aylarını seçtiğini söyledi.
Mutlu, ankete katılan Rusların yaz tatilini geçirmek için tercih ettikleri ülkelerin başında Türkiye, Yunanistan, Mısır ve İspanya’nın geldiğini, tatil yapacakları yeri seçerken öncelikle fiyata dikkat ettiklerini, daha sonra denizin güzel ve temiz oluşu ile kültür ve tarihi mirasına önem verdiklerini belirtti.
Hollandalı Yılda 2-3 Kez Tatil Yapıyor
Hollandalıların yılda ortalama 2-3 kere tatile çıktıklarını ve daha çok temmuz ve ağustos aylarını tercih ettiklerini bildiren Mutlu, ankete katılanlardan yüzde 86’sının tatil için yurt dışını tercih ettiğini kaydetti.
Mutlu, bu ülke vatandaşlarının tatil için yılda ortalama 2100 euro ayırdıklarına dikkati çekti.
Mutlu, ankete katılan Hollandalıların büyük çoğunluğunun yurt dışı tatilinde Türkiye, Fransa, İspanya ve İtalya’yı tercih ettiklerini, gidecekleri ülkeyi de doğal güzellikleri, kültürel ve tarihi mirası ile fiyatlarına göre tercih ettiklerini söyledi.
Parası Olan Türk Tatile Çıkıyor
Türklerin ise yılda bir kez tatil yaptığını ifade eden Mutlu, gelir düzeyi ve yaş arttıkça tatile çıkma oranının da arttığını belirtti.
Türk vatandaşlarının yılda ortalama 10 gün izin yaptıklarını ve en çok temmuz, ağustos ve eylül aylarını tercih ettiklerini vurgulayan Mutlu, Türklerin tatil için ortalama 975 YTL ayırdıklarını bildirdi.
Türklerin tatil yapacakları yeri seçerken öncelikle temizliğe dikkat ettiklerini belirten Mutlu, ikinci sırada denizin güzelliği ve temizliğinin, üçüncü sırada ise fiyatın geldiğini kaydetti.
Mutlu, Türklerin deniz, kum ve güneş tatilini seçtiklerini sözlerine ekledi.
Kaynak: Dünya Gazetesi
ERP’nin firmalara sağladığı faydalar
Günümüzün önemli yönetim metodolojilerinden Balanced Scorecard’ın da söylediği gibi aslında tüm işletmelerin hedefi finansal parametrelerdeki sonuçlar, kısaca karlılık ve verimliliktir. İlk bakışta lojistik yönetimi ağırlıklı görünse de ERP yazılımları da bu amaçtan soyutlanamaz. Sonuçta, ERP yazılımlarındaki kompleks yapının hedefi, karlılık ve verimlilikteki artış ile rekabet avantajının sağlanmasıdır. Bu temel hedef doğrultusunda, işletmeleri ERP yazılımları satınalmaya ve uygulamaya götüren alt sebepleri şöyle sıralamak mümkündür:
Teknolojik Nedenler
· Dağıtık sistemlerin tekrar yerleştirilmesi,
· Bilginin kalitesini ve görünürlüğünü arttırılması,
· Ticari işlemlerin ve sistemlerin tümleştirilmesi,
· Edinilmiş iş bilgilerinin var olan teknoloji alt yapısı için tümleştirilmesini basite indirgemek,
· Eski ve modası geçmiş sistemleri değiştirmek,
· İş hayatında büyümeyi sağlayacak genişleyebilir sistemleri elde etmek.
İşlevsel Nedenler
· İş başarımını arttırmak,
· Giderleri düşürmek,
· Müşteri memnuniyetini arttırmak, etken olmayan ve karmaşık bütün işleri basitleştirmek,
· Yeni iş stratejilerini geliştirme olanağına kavuşmak,
· Küresel bir iş yaşamına uyum sağlamak.
Başarılı bir ERP uygulaması gerçekleştiren işletmelerin sağlayacakları temel faydaları şu şekilde sıralamak mümkündür:
1. Stokların azalması,
2. Personel azalması,
3. Verimliliğin artması,
4. Sipariş yönetiminin gelişmesi,
5. Parasal döngülerin çok kolaylıkla kapanması,
6. BT giderlerinin azalması,
7. Satın alma giderlerinin azalması,
8. Ödeme yönetiminin gelişmesi,
9. Gelirlerin artması,
10. İletişim ve lojistik giderlerin azalması,
11. Sistem bakım ve onarım giderlerinin azalması,
12. Çevrim-içi (on-line) dağıtım başarımının gelişmesi.
Bu temel faydalara ek olarak, aşağıda yer alan faydaların da sağlanabileceğini söylemek yanlış olmayacaktır:
1- Kurumsal verilerin görünmeyen artışı,
2- Yeni veya geliştirilmiş iş uygulamalarının ortaya çıkışı,
3- Müşterinin ilgisinin artışı,
4- Beklenmedik gider azalmalarının ortaya çıkması,
5- Sistemler arasında sıkı bir tümleşmenin sağlanması,
6- Bilgisayar platformlarının standartlaşması,
7- Esnekliğin artışı,
8- Bilginin küresel paylaşımı,
9- İş başarısının gelişmesi,
10- Perakende satış yapan kurum işlerinde görünürlüğün gelişmesi.
Bu Yazı CRMpro dergisi Haziran - Temmuz 2005 sayısında yayınlanmıştır
Yazar: Alparslan Bayrav
Küreselleşme, Yeni Ekonomi ve Bilgi Çağı
Yirminci yüzyılın ikinci yarısında görülen teknolojik ilerlemeler, belki de bu dönemden önce görülen teknolojik ilerlemelerin toplamından daha fazla olmuştur. Çok hızlı gelişmelerin yaşandığı bu yarım yüzyıla, teknolojik anlamda damgasını bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmelerin vurduğunu söylemek mümkündür. Bu ilerlemeler; insanların yaşam tarzları ile birlikte devletlerin yönetilme şeklini de değiştirmiş, hem de yepyeni bir iş anlayışının ve altyapısının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu gelişmelerin en önemli sonucu olarak da Küreselleşme ve Yeni Ekonomi kavramları ortaya çıkmış, içinde bulunduğumuz dönem de Bilgi Çağı olarak adlandırılır olmuştur. Bilgi çağında, işletmelerin ürettikleri ve sahip oldukları bilgi(ler) olarak tanımlanabilen entelektüel sermaye, en önemli güç ve zenginlik kaynağı olarak ön plana çıkmaktadır.
Teknolojik ilerleme sonucunda küreselleşen dünyada işletmelerin en öncelikli gündem maddesi olan rekabet gücü; üretebildikleri ve sahip oldukları bilgi yani entelektüel sermayeleri ile ölçülmektedir. Rekabet edebilmenin üç temel unsuru olan kalite, maliyet ve zaman unsurlarının iyileştirilmesi ve rekabet avantajı sağlanması etkin bir bilgi üretimi ve yönetimi ile mümkün olabilmektedir. Bu gelişmelere (hatta küreselleşen dünyanın dayatmaları da diyebiliriz) paralel olarak işletmeler yeni yönetim ve iş yapma yaklaşımları geliştirmişler ve ortaya yönetim araçları olarak iş yönetimi otomasyonu yazılımları çıkmıştır. Bu süreçte gelinen son noktalardan bir tanesi de ERP yazılımlarıdır.
ERP’nin tanımı
Uluslararası literatürde Enterprise Resource Planning (kısaca ERP) olarak adlandırılan ERP yazılımları Türkçe’mizde İşletme Kaynakları Planlaması veya daha yaygın kullanımı ile Kurumsal Kaynak Planlaması olarak anılmaktadır. Kurumsal Kaynak Planlaması kavramı için değişik açılardan bakarak farklı tanımlamalar yapmak mümkündür. En genel şekilde; işletmelerin tedarikten dağıtıma kadar tüm iş süreçlerini bütünleşik bir bilgi yönetim sistemi desteği ile yönetmesini sağlayan geniş kapsamlı ve modüler yapıya sahip bir yazılım paketi olarak tanımlanabilmektedir.
ERP yazılımları adlandırılırken Kurumsal ifadesinin kullanılmasının nedeni, kapsamlarının hizmet veya mal üretmeye yönelik faaliyet gösteren işletmelerin tüm fonksiyonlarını içermesidir. ERP yazılımları, bütünün bu bütünü oluşturan parçalardan daha büyük olduğu felsefesi esas alınarak geliştirilmiştir. İşletmelerin daha önce ayrı ayrı ele alınan işlevlerini birbirine bağlı bir şekilde, işletmenin amaçlarını gerçekleştirmek üzere çalışan parçalar olarak ele alır ve bundan faydalanarak işletmedeki her türlü kaynağın (para, malzeme, işgücü, makine, zaman) verimliliğini en üst düzeye ulaştırmayı amaçlar.
Başka bir bakış açısı ile ERP yazılımları, günümüzde en önemli değer olan bilginin 1) İşletmenin belirlediği kurallar çerçevesinde 2) Kaynağında ve tekrarlanmadan (1 defa) sisteme işlenerek üretilmesini, üretilen bilginin ortak bir havuzda toplanarak tüm işletmenin ihtiyaçları doğrultusunda kullanılmasını ve ilgili makamlara iletilmesini sağlar.
Bir ERP yazılımları içerisinde yer alan fonksiyonlar (modüller); Üretim, envanter yönetimi, dağıtım, satınalma, finans / muhasebe, insan kaynakları yönetimi ve proje yönetimi olarak sayılabilir. ERP sistemleri ayrıca, CRM (Müşteri ilişkileri yönetimi) SCM (Tedarik zinciri yönetimi), BI (İş zekası) ve satış otomasyonu sistemlerini destekler veya içerebilir.
ERP’nin kısa tarihçesi ve gelişimi
Bilgisayarların ticari işletmelerde kullanılmaya başlanması 1960’lı yıllarda olmuştur. Bu dönemde kullanılan ilk kurumsal üretim yönetim sistemi, MRP (Manufacturing Requirement Planning - Malzeme İhtiyaç Planlaması) yazılımlarıdır (İlk olarak IBM’de uygulanmıştır). İlk aşamada ürün ağaçları ve stokları kapsayan bu yazılımlar gittikçe gelişerek 1980′li yıllarda üretim işletmelerinin üretim ile doğrudan ilgili faaliyetleri de (satınalma, üretim planlama ve kontrol, muhasebe, stok yönetimi….) kapsar hale geldi ve MRP II (Manufacturing Resource Planning – Üretim Kaynakları Planlaması) adını aldı. 1990′lı yıllardan itibaren de bilgi yönetim sistemleri yalnız üretim sektörünü değil tüm sektörleri (telekomünikasyon, perakende, medya, sağlık, kamu….) ve işletmelerin tüm faaliyet birimlerini (satış sonrası servis, bakım onarım, insan kaynakları, duran varlık yönetimi…) kapsar hale geldi ve ERP adını aldı. 2000′li yılların başında özellikle internet ve çağrı merkezleri kanallarını kullanarak işletme dışı unsurlarla da bütünleşen ERP sistemleri, müşteri ilişkileri yönetimi (CRM), tedarik zinciri yönetimi (SCM) ve iş zekası (BI) kavramlarını da kapsayarak konseptlerini genişlettiler.
Yeni ekonomi; şirketlerin fiziksel aktivitelerini içeren eski ekonomiyle, bilgi katmanının entegrasyonudur. Şirketlerin bilgi katmanı müşteri veritabanları ve karar destek maksatlı kurulmuş veri ambarlarıdır. Fiziksel aktiviteleri ise, bilgi katmanı ile uygulanmış modern iş yapma yöntemleridir. Bu yapı ise, katma değerli, (Value Added Services) OSS (Operator Support Systems) projelerinin kendisidir. Burada ifade edilen önemli bir konunun, CRM’in şirketlerde uygulanmasının bir proje dahilinde gerçekleştirildiğidir.Yeni Ekonominin OSS olarak en popüler unsuru ise, CRM’dir. CRM uygulama bazında, çok kompleks bir proje olduğu için, iyi bir hazırlık dönemi gerektirir. CRM’in özelliği şirketin yapısı ve bulunduğu sektöre göre farklılık arz eder. Dolayısı ile her şirket kendi CRM’ini oluşturur.CRM, bir şirket için, tüm müşteri bilgilerinin belirli bir merkezde tutulduğu ve bu bilgilerden elde edilen sonuçlara göre mevcut müşterilerini korumaları, onlarla iş imkanlarını arttırmaları, onlara her temas noktasında katma değerli ve tutarlı hizmet sunmayı hedefleyen ve bu amaçla iş süreçlerini ve bilgi yönetimi teknolojilerini bir araya getiren, müşteri odaklı bir strateji, bir felsefedir.
Buradaki tanımdan öncelikle, CRM’i uygulayan bir şirketin müşteri özellikli bilgi katmanını oluşturma gereğidir. Bu bilgi katmanı, Müşteri, demografik bilgilerini ve işlem bilgilerini içeren, Datawarehouse (Veriambarı) ‘dur. Pratik CRM’in temeli zaten öncelikle bir müşteri Datawarehouse oluşturmayı gerektirir.Müşteri Datawarehouse kurulduktan sonra, şirket, buradan elde edilen analiz sonuçlarına göre, CRM’in temel işlevsellikleri, pazarlama, satış ve servis aktivitelerini gerçekleştirir.Şirketler Datawarehouse ile birlikte, pazarlama, satış ve servis aktivitelerini müşterileri sunmak için, otomasyon alt yapısı kurmak zorundadır. Tüm bu işlevselliklerini, kurduğu bu IT yapısı üzerinden müşterisine sunar. Konu buradan itibaren çok kompleks bir hal almaya başlar. Çünkü, bu boyutunun şirkette uygulanması ile CRM’in felsefi ve stratejik boyutuyla birlikte şirkette muazzam bir transformasyon gerçekleşir. Çalışanların zihniyeti, iş prosesleri, iş yapma biçimi, organizasyon, her şey köklü bir değişime uğrar. CRM işte burada başlar. Müşteriler ile nezaketle sürdürülen ilişkiler, tamamen bu bilgi teknolojilerinin üzerinde gerçekleştirilir.CRM’in IT boyutunu kurmak çok zor ve muazzam bir bilgi birikimi ve ekip çalışmasını gerektirir. Şirketlerde bu boyutunu uygulayacak, proaktif yapıya sahip Bilgi İşlem Birimleri olmalıdır. Ancak, özelliğinden dolayı, bu konu outsourcing yapılabilir. Bununla ilgili uluslar arası çalışan Entegratör firmalardan danışmanlık alınabilir.
CRM in IT boyutu şirkette kurulduktan sonra, pazarlama birimleri yeniden yapılanır. Başarılı bir CRM uygulaması için önemli zorunluluklarından biride bu konudur. Pazarlama birimi dağınık yapıdan, tek elden pazarlama, satış ve servis aktivitelerini yürütecek bir yapıya kavuşturulmalıdır. Daha sonrada şirket, CRM’in esasına uygun olarak kitlesel pazarlamadan, müşteri odaklı, entegre pazarlama yöntemine geçiş yapar. Başarılı bir CRM uygulaması için, pazarlama birimi, Datawarehouse’dan elden edilen analiz sonuçlarına göre, uygun müşteri ve uygun kanal stratejileri ile ilgili bir Master plan hazırlamalıdır.Buradan görüldüğü gibi, CRM’in IT boyutu, kurulacak sistemin, cluster yapısı, disaster yapısı, güvenliği, user friendly oluşturulması vb. unsurlarıyla beraber, müşterilere, telefon, Internet, mail, SMS, Fax vb. iletişim araçlarıyla tek bir ön yüzden hizmet vermeyi gerçekleştirecek olan CALL CENTER’ı kurmasıdır.Müşteri yapısı ve işlem analizleri sonucu, pazarlama, satış ve servis aktiviteleri, uygun müşteriler, uygun kanallardan takdim edilir. Artık, müşterilerin ayağına gelmesini beklemeyen, onların ayağına giden, onların ihtiyaçlarını sorgulayan, değerlendiren her kanaldan takdim eden, takip eden, sorgulayan, bunu yaparken, nezaket kurallarını esas alan bir yapı, yani CRM kurulmuştur.Burada son olarak söylemek istediğim şudur. Şayet, müşterilerimize daha iyi ve süratli bir hizmet sunmak istiyorsak; onların sadakatini kazanmak, derinleştirmek ve elde tutmak istiyorsak, bilişim teknolojisinin bütün imkanlarını kullanmalıyız.CRM kısaca “Nezaketin Müşteriye Teknoloji ile Sunulmasıdır.”
Değerli okuyucular, CRM, 2001 yılında Ülkemizde tanıtım yılı ilan edildi. Ancak, CRM, günümüzde bir çok kavram gibi, diyalektiği farklı anlaşılan bir konu oldu. Kafalarda farklı, farklı konseptler oluştu. Uygulamada ise, şirketler tarafından son sürat uygulanmaya devam eden ve edecek olan bir ihtisas konusu oldu. Ben de bu konunun anlaşılmasına katkıda bulunmak amacıyla 17 yıllık IT birikimle, yazmaya çalışıyorum. Umarım bu konuya katkıda bulunurum.Gerçektende CRM’in önemi Dünyadaki ekonomik ve siyasi konjonktürdeki değişime paralel olarak artmaktadır ve daha da artacağından kimsenin şüphesi olmasın. Çünkü, her şeyden önce CRM, ekonomik olarak rekabet ortamına bağlı, ortaya çıkmış, teknolojik gelişmeler bağlı olarak ta bu günkü resmini almış bir konudur.Burada temel olarak çıkartılması gereken sonucun, CRM’in, şirketlerin müşterilere, her türlü hizmet ya da ürünü, nezaket içersinde, teknoloji ile sunulması olmalıdır. Yani CRM in resmini oluşturan bu günün standartlarında Information (bilgi) teknolojisidir.Yukarıdaki başlık ile vurgulamak istediğim ve bu yazımda anlatmak istediğim konu, müşteri ilişkilerine yönelik her türlü ilişkinin CRM konsepti içerisinde lanse edilmesinin eksik olduğudur. Aslında çokta yanlış değildir. Doğrudur, müşteriye yönelik verilen her türlü hizmet CRM, yani müşteri ilişkileri yönetimi içersinde değerlendirilebilir. Hatta, CRM bu anlamda yüzyıllarca öncede vardı. Bu konuyu küçük bir hikaye ile de pekiştirebilirim. Herkes çok iyi bilir Sokrates eski bir Yunan filozofudur. Bir tüccar Sokrates’e gelir ve der ki, “Ben bal satan bir tüccarım, benim karşımda, bir balcı daha var ve balı hem benim balımda kötü, hem de pahalı, ancak, benden çok satıyor. Bunun nedeni nedir?. “ Sokrates bir zaman iki balcıyı izler. Karşısındaki rakip balcının güler yüzlü kibar biri olduğunu görür. Kendisine şikayete gelen tüccara bir yazı yazar. Der ki “Beyefendi sen bal satıyorsun ama yüzün turşu satıyor”.
Bakın burada güler yüzlü tüccarın yaptığı da CRM’dir. Fakat 2006 yılında daha bu noktada bir CRM kavramında kalırsak, yani sadece CRM’i kahve sohbetleri, yıl başı katları göndermekten ibaret görürsek, çok büyük eksiklik içindeyiz demektir. Çünkü temelde CRM, Dünyadaki ekonomik ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak Yeni ekonomi akımın ortaya çıkardığı bir olgudur. Dolayısı ile de Şirketlerde uygulama boyutu da bu konsepte göre oluşturulmalıdır. CRM’i Yeni ekonominin tanımıyla anlatmaya başlarsak sanırım daha iyi olacağını düşünüyorum.
Süleyman YAĞCIZEYBEK
yagcizeybek@hotmail.com
Sembol olarak “Sigma” Yunan alfabesinin bir harfidir. Büyük harf sigma (Σ), genellikle toplam simgesi olarak bilinir. Küçük harf sigma (ơ) ise istatistikte bir topluluktaki standart sapmayı tanımlamak, belirtmek için ölçü birimi olarak kullanılır. Özellikle istatistikte ve istatistiksel süreç kontrolünde çok önemli bir ölçü birimi olan sigma, standart sapmanın simgesidir. Standart sapma, istatistiksel olarak bir dağılma, yayılma, sapma ve farklılaşma (heterojenlik) ölçüsüdür. Belirli koşullar altında oluşan değerler arasındaki farklılaşma ne kadar büyükse, standart sapma da o denli büyük bir değer olarak hesaplanır. Benzeşiklik (homojenlik) düzeyi arttıkça, yani farklılıklar azaldıkça standart sapma da küçülür. Süreç kontrol sistemlerinde çok ileri ve iddialı bir hedef, hiç hatasız, sıfır sapmalı (sapmasız) sistemlere ve süreçlere sahip olabilmektir. Bu hedefin kalite dünyasındaki karşılığı “sıfır hata” yada “sıfır tolerans” kavramıdır.
Altı Sigma, yüksek standartlar hedef almış bir kalite yönetim felsefesi olup sigma sayısı arttıkça, belirlenmiş hedefe göre değişimlerin, başka bir ifadeyle fire miktarının azalacağını öngören bir program içerir. Bu yöntemde, bir firmanın ürün ve hizmetlerdeki performansı sigma düzeyi ile ölçülür. İş süreçlerinde sapma yaratan nedenleri tespit edip zararsız hale getirdikçe, sigma düzeyi sürekli artacaktır. Bu da iş ve üretim süreçlerinde hataların azalacağı anlamına gelmektedir. Altı Sigma’da hedef, değişkenliği ve sapmayı sıfıra yaklaştıracak, beklentileri mükemmel şekilde karşılayacak ürün ve süreçlere ulaşmaktır.
Altı Sigma Modeli’ni uygulayan şirketlerde verimsizlik yaratan ve sigma seviyesinin düşmesine neden olan problemler mercek altına alınır. Altı Sigma Modeli, maliyetlerde ve hata oranında azalma, verim, pazar payı, müşteri ve çalışanların memnuniyetinde artış, kurum kültüründe olumlu değişim gibi konularda firmalara fayda sağlamaktadır. Altı Sigma uygulayan firmalar, ürün ve hizmetlerindeki hata oranını mümkün olan en düşük düzeye indirebilmektedir. Altı Sigma uygulayan bir firmanın ürettiği her bir milyon ürün ya da hizmette yalnızca 3,4 hata olasılığı vardır. Neredeyse sıfır hataya yaklaşan bu rakam, başarılı bir Altı Sigma uygulama süreci sonucunda elde edilebilir. Altı Sigma, kusur ve hataları en aza indirebilmek ve sıfır hataya yakın kalite düzeyini gerçekleştirebilmek için işletmelerin dikkatle uygulaması gereken, tüm dünyada geçerliliği defalarca kanıtlanmış bir yaklaşımdır.
Internet, tüm firmalara tanıtım anlamında müthiş ucuz seçenekler sunuyor. Normal şartlarda basılamayacak kadar çok ve en önemlisi dağıtamayacak kadar fazla bilgiyi web siteleri sayesinde potansiyel müşterilere ulaştırmak mümkün.
Peki firmalar bu müthiş aracı ne kadar etkin kullanabiliyorlar?
Ne yazık ki, çok ama çok az!
Firmaların web sitelerine girdiğimizde karşımıza firmanın müthiş ürünleri, inanılmaz başarılı hikayeleri, muhteşem kalite politikaları çıkıyor. Tabii ki, firmalar kendilerini övecekler ama, burada “müşteri” nerede?
Müşteriler, firmalarla tabii ki ilgileniyorlar ama artık ilgilendikleri sadece firmanın ürünleri veya hizmetleri değil “çözümler”. Bu yüzden firmalar, kurumsal web sitelerinde kendilerinden bahsetmeyi bırakıp, potansiyel müşterilerinin hangi problemlerini çözebileceklerine dair bilgileri yayınlamaya başlamalarılar!
Herhangi bir web sitesine girdiğimizde karşımıza genellikle şöyle bir açılış ekranı çıkıyor;
“ …. Şirketi 1932 yılından bu yana ….. sektöründe faaliyet göstermektedir. Sektörün lider üreticisi olan firma, 120 çeşit ürünü en yüksek kalitede üretmektedir.”
Harika, tebrikler, müthiş! Peki bu bilgilerin müşteriye faydası ne? Müşteri, bu firmayla niye çalışmalı?
Artık kurumsal web sitelerinin olmazsa olmaz yanı “müşteri odaklılık” olmalı. Müşteriye, firmayla çalışıldığında elde edeceği kazanımlar en yalın biçimiyle anlatılmalı. Bu bilgiler, önceki müşterilerin söylemleriyle desteklenmeli, daha da sağlamlaştırılmalı.
Aynı web sitesinin açılış ekranında aşağıdaki bilgiler olduğunu düşünün;
“ …… şirketi 1932 yılından bu yana, 200’den fazla firmaya üretimini yaptığı ürünleri sunmaktadır. Firmamızın ürünlerini kullanan müşterilerimiz, üretimlerinde %12 ila %19 verim artışı sağlamaktadır”
Sizce hangisi daha etkili?
Aynı sitenin içerisinde, bu verimlilik artışının nasıl sağlanacağı detaylı olarak anlatılırsa, firma ürünlerini kullanan eski müşterilerin verimlilik artışları ile ilgili söyledikleri eklendirse bu firma sizin ilginiz çekmez mi?.
Firmalar pazarlamanızda farklılaşmayı, web sitelerini tamamen müşteri odaklı hale getirerek sağlayabilirler. Müşteri odaklı olmak için aşağıdaki 3 sorunun cevabı sitenizde muhakkak olmalı;
1- Kurumsal sitenizde, müşteri sizinle çalışmakla ne kazanacak?
2- Bu kazanımlarla ilgili veriler sitenizde mevcut mu?
3- Ürün yada hizmetinizi daha evvel kullanan müşteriler, bu verileri destekleyici olarak neler söylemişler?
Web sitenizi bir daha okuyun, sizi sizinle çalışmak için ikna edebiliyor mu?
Dr. Zeki Yüksekbilgili1974 Doğumlu Dr. Zeki Yüksekbilgili, Lise tahsilinden sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstriyel İlişkiler bölümünden mezun oldu. Daha sonra University of Pennsylvania (ABD), Wharton School’da MBA (ABD) ve son olarak da, Heriots University’den Business Administration / E-Commerce (İşletme Yönetimi / E-Ticaret) dalında doktorasını bitirdi.
Kariyerine ASTEM’de Satış Sorumlusu olarak başlayan eğitimci, sırasıyla PTS’de Satış Müdürlüğü, Satış ve Pazarlama Müdürlüğü, Irak’ta ALBIR INTERNATIONAL’da Pazarlama Müdürlüğü, kendi firması olan BUSRA A.Ş’de Pazarlamadan Sorumlu Şirket Ortağı ve TET MAKİNA’da Genel Müdür olarak görev yapmış olan Dr. Zeki Yuksekbilgili; 2005 yılında Pakistan Hükümeti, Türkiye Fahri Yatırım Konsolosu olarak atandı. Halen pazarlama konusunda eğitmen ve danışman olarak çalışmaktadır. (Daha detaylı bilgi içi http://www.yuksekbilgili.com adresini ziyaret edebilirsiniz)
Spyware Adware ve Trojan Nasıl Bulaşır?:
Casus yazılımlar bilgisayarınıza Internet’ten bir dosya yada program indirmeniz, bazı web sitelerinin bir takım uygulamaları çalıştırmak için Internet Explorer penceresinde karşınıza çıkardıkları bir anlaşmayı kabul etmeniz, Outlook Express veya özel maillerinize düşen SPAM mailleri okuyarak yada ekte gelen dosyaları çalıştırmanız ve işletim sisteminizin güncel veya güvenlikli olmaması ile bulaşır.
Ayrıca bazen web sayfaları içinde gizli kodlar sayesinde sisteminize sızabilir veya zarar verebilirler. Web sayfalarında ki bu uygulamalar kimi zaman chat, oyun veya benzeri sanal uygulamalar olabilir.
Elbette hangi sitedeki sayfa veya uygulamaların zararlı olduğunu bilmek zor olsa da yinede bu yazılımların bilgisayarınıza bulaşmamasını maksimum derecede sağlayabilirsiniz.
Spyware, Adware ve Trojanlar ‘dan Korunma:
Casus yazılımlardan korunmak %100 mümkün olmasa da olabilecek en maksimum şekilde korunma yöntemleri sağlanabilir.
Bunun için öncelikle arama motorlarında Spyware Remover, Adware Remover, Anti Spyware gibi kelimeler ile arama yaparak bu işi yapan yazılımları bulmanız gerekli. Daha sonraki adımlar ise aşağıda yazacağımız maddelere dikkat etmek olacaktır.
1. Bilgisayarınıza mutlaka Antivirüs ve Anti Spyware programları edinin. Bir çok Antivirüs Anti-Adware ve Anti-Spyware eklentileri içermektedir.
2. Windows XP Servis Pack 2 ile gelen Pop-Up Blocker yazılımı sayesinde Internet’te gezerken bilgisayarımıza casus yazılımları bulaştırabilecek veya sistemimizi olumsuz yönde etkileyebilecek olası küçük pencereler engellenir.
Ancak Windows ailesi işletim sistemlerinin bu sürümünü kullanmayan bilgisayar kullanıcıları mutlaka Pop-Up Blocker ( Pop-Up Engelleyici ) yazılımlarını kurmalıdırlar. Bunun için google da Pop-Up Blocker olarak aratmanız yeterli olacaktır. Asistanbar Toolbar bu işi yapan yazılımlardan birisidir.
3. Windows XP SP2 sürümünü zorunlu olarak veya habersiz kullanmıyorsanız, hiçbir şekilde dünyaca bilinen güvenilir siteler dışında haber okuma amaçlı dahi olsa web sitelerine girmeyin.
4. Daha önceden hiç girmediğiniz kurumsallıktan veya projeden uzak web sitelerinde dolaşırken karşınıza çıkan sertifika anlaşması sorularını kabul etmeyin.
Bunlar bir oyun, kamera veya chat yazılımını yüklemek için gerekli olabilecek anlaşma çeşitleri olabilir. Bu tarz kandırmacalara aldanmayın. Genellikle bilgisayarınızın güvenilir olarak size önerdiği sertifikaları kabul edin. ( Microsoft, Trend Micro, Macromedia ) gibi.
5. Internet’ten bir dosya, şarkı veya program indirmeden önce kaynağının güvenilir olduğundan emin olun. Hatta indirmeye çalıştığınız dosya yada yazılımın ne olduğunu bilmiyorsanız hemen bu işlemi iptal edin.
6. Bir program güvenilir olsa dahi bilgisayarınıza ajan yazılımlar yüklemek isteyebilir. Bu yüzden her hangi bir programı yüklerken eğer çok fazla eklentisi var ise mutlaka eklentilerin ne işe yaradığını kavrayın. Bu bir arama çubuğu, Internet yardımcısı veya ekstradan yüklenilmek istenilen bir yazılım olabilir.
7. Outlook Express veya özel maillerinize düşen SPAM mailler size tanıdığınız kişiler tarafından gönderilmiş yada masum bir reklammış gibi gösterilerek bazı dosyaları çalıştırmanızı isteyebilirler.
Bu maillerin kaynağı daha önce hiç karşılaşmadığınız yada tanıdığınız olası insan veya firmalardan geliyormuş gibi gösterilecektir. Bu tür mailler den uzak durun. Çevrenizdeki tanıdığınız insanların size durduk yere ve hayatlarında asla göndermeyecekleri tarz ve mantıktaki mailleri okumayın veya kabul etmeyin.
Bu tarz mailler aynı zamanda ciddi zararlar verebilecek virüsleri de bulaştırabilmektedirler.
Dikkat: Casus Yazılımlar Bilgilerinizi Çalıyor Spyware Adware ve Trojan lar
Bir çoğumuz Internet’te gezerken müzik dinlemeyi, eğlenceli sitelerde gezmeyi, alışveriş yapmayı, arkadaşlarımız ve akrabalarımız ile e-posta alıp göndermeyi severiz. Günlük hayatımızda normal gibi gözüken bu işlemlerimizden sonra gece olur ve rahat bir şekilde uykuya dalarız.
Ancak siz yatağınızda rahatça uyurken gün içersinde yaptığınız bütün işlemlerin ve hatta hangi saatte hangi tuşlara bastığınıza kadar tüm bilgilerinizin bir başkasının elinde olabileceğini biliyor muydunuz?
Spyware Adware ve Trojan gibi isimler ile adlandırılan bu zararlı yazılımlar şu anda bile dünyada milyonlarca insanın bilgisayarında casusluk yapmakta ve her gün artarak yayılmaktadır. Bir çoğumuzun özel hayatlarına ve hatta şirketlerin özel bilgilerine kadar sızabiliyorlar.
Peki Nedir bu Spyware Adware ve Trojan denen yazılımlar?
Her casus yazılımın farklı bir amacı vardır. Kimisi bilgi toplamak kimisinin de bilgisayar üzerinde izinsiz reklam göstermek gibi. Her ne kadar bazıları reklam amaçlıda olsa sonucunda hepsi aynı tehlikeli potansiyele sahiptir.
Spyware Adware ve Trojan Nedir?
Spyware Türkçe’de casus yazılımlar olarak tabir edilir. Internet’te girdiğimiz bir çok sitede gözümüze masum olarak gözüken programlar, Internet sayfaları ve sertifika anlaşmaları aracılığı ile bulaşırlar.
Adware isteğiniz dışında ve haberiniz olmadan işletim sisteminize bulaşıp kendini entegre ederek bilgilerinizi toparlayabilen ve yine isteğiniz dışında reklam gösteren yazılımlardır.
Trojan biraz daha farklı mantığa sahip olup sisteminize bulaşarak yazılımı yazan Internet korsanlarının uzaktan bilgisayarınıza bağlanarak istediği komutları çalıştırmasını sağlar. Bu sayede bilgisayarınızın yönetimi ikince veya üçüncü şahıslar eline geçebilir. Ayrıca yine tüm istatistik görevlerini de görebilmektedir.
Bu yazılımların amacı türlerine göre değişse de casus yazılım sektörünün altında bambaşka bir dünya yatmaktadır. Evet bu yazılımlar artık bir sektör haline geldi. Çünkü yurtdışında ve hatta ülkemizde on binlerce firma kitlelerin ne gibi eğilimlere sahip olduklarını öğrenebilmek için bu yollara başvuruyor.
Örneğin 1 bilgisayar kullanıcısın günlük ne gibi sitelere girdiği bu sitelerde ne kadar bir süre dolaştığı ve hatta hangi reklamlara tıkladığına kadar her şey bu firma yada şahısların eline her gün ulaşmakta.
Bu sayede firmalar yada şahıslar bir ürün veya proje çıkaracağı zaman kitlelerin eğilimlerini dikkate alarak nerelere yön verilebileceğine karar verebiliyorlar. Tabi bunları yapabilmek için bilgisayar kullanıcılarının sistemlerine spyware yada adware yazılımlarını bulaştırmak zorundalar.
Biraz araştırıldığı zaman casus yazılım sektöründe milyonlarca dolar paranın anlık olarak aktığını görebilirsiniz.
Bu yazılımlar her ne kadar trend ve reklam amaçlı kullanılsalar da diğer bir yönden bakıldığında kötü niyetli kişiler tarafından can güvenliğimizi tehdit edici unsurlar oluşabilmektedirler.
Bunların arasında Internet banka hesaplarının soyulması özel şirket bilgilerinin çalınması yada hiç tanımadığımız kişiler tarafından takibe alınma gibi kötü durumlar söz konusudur.
Dilerseniz bunlar gibi zararlı yazılımların nasıl bulaştığını ve nasıl korunmanız gerektiğinden kısaca bahsedelim.





